< iltekin - Gerek Yok! mu? - Blogcu






İşte cevaplamanızı istediğimiz ilk soru, (Bu uygulamayla ilgili detaylı bilgi, Soru-Cevap adlı başlıkta.)
- - - -
Milli eğitimin öğrencilere dağıttığı kitaplar ders dışında nasıl kullanılabilir?

etkisiz,tepkisiz



                                             



“Şok olmak, başında aşağı kaynar sular dökülmek, beyninden vurulmak” nasıl tanımlarsanız tanımladığınız önemli değil. Dünya’nın en kötü duygusudur çünkü bu. Bir şey düşünmek, düşündüğün şeye tam oldu derken aslında düşündüğünüz gibi olmadığını öğrenmek, gerçekten çok kötü.

 

 

Soğuk bir günde sokakta yürürken eve gidince içeceğin çayı hayal edersin. Öyle bir çaydır ki bu; iki şekerli, fincanıyla elini, sıcaklığıyla içini ısıtacak bir çay. Eve gidersin, çayı yaparsın, hayallerini kurduğun çayı hazırlamışsındır. Fincandan bir yudum alırsınız. Aldığınız o yudum belki hayatınızın en kötü anını yaşatır size çünkü çayda hiç şeker olmadığını yudumladıktan sonra anlamışsınızdır. Çayı şekerli içen birinin hayalindeki tat şekersiz çaydan çok farklıdır. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz “duşa girip sıcak suyun akmasını beklerken buz gibi suyun tenimize temasıyla birlikte donmak; otobüs biletinin geçerli olmadığına ihtimal vermeyerek otobüse binmek ve bindiğinizde biletin geçmediğini anlamak; kız arkadaşına duygularını açacakken kızın sevgilisinin olduğunu öğrenmek... ” örnekler uzar gider, ama asıl olan bir şey var o da dayanılmaz bir duygu…

 

 

Bu duygunun yaşandığı olayların tek ortak yönü var, hayal kurmak. Çay örneğine bakarsak çayı içmeden önce kendini şekerli olduğuna inandırıp tadını şekerli hayal ettiği için hüsrana uğradı. Aslında tam olarak hayal kurmak değil problem, kurduğun hayale kendini inandırmak, adeta gerçekmiş gibi yaşamak kendi hayal dünyanda. Kendi kurduğun hayale kendini kaptırmasan hiçbir şey olmayacak ama insan dayanamıyor.

 

 

Bu durumların içinde en kötüsü de gerçeği öğrendikten sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etmektir. Çay şekersizse sesini çıkarabilirsin ama her durumda böyle değil bozuntuya vermemek gerekiyor, o an paramparça olsan da dışarıdan kendini tek parça göstermen gerekiyor. Gerçekten çok zor…

 

 

Kalın sağlıcakla…


iltekin

Yeşil



Ne zamandan beri seviyordum mavi rengi? Mavinin özgürlüğün rengi olduğunu zannetmeme sebep olan çizgi filmleri izledikten sonra mı? O zaman tam olarak 5-6 yaşında mıydım. Belki de o kadar yoktum bile…

 

Mavi özgürlüktü, çünkü deniz mavi idi, her ne kadar beyaz bulutlarla süslenmiş olsa da gökyüzü de mavi idi. Denizde senin yoluna çıkıp engel olabilecek bir şey yoktu, zira gökyüzü…

 

17 yaşındayım, 2 senedir yeşille haşır neşirim, 15 yaşından beri… 9-10 senede ne değişti peki bu kadar, artık denizde engeller mi vardı, ve ya gökyüzü tamamen kara bulutlarla mı kaplanmıştı? Hayır… Sadece “deniz”i yakından gördüm,mavi değildi, sonra kafamı havaya kaldırdım; gökyüzü de mavi değildi anlatılanlara göre. Hatta hayranlık bırakan bu mavilik belirli bir yükseklikten sonra laciverde dönüşüyormuş, nefes bile alamıyormuşsun o zaman…

 

Fark ettim ki bize gösterilen mavilerin içinde özgür olan balık ve kuşlar vardı. Sorgulamamıştım o zaman, çok güzel gelmişti “ben de denizde yüzüp kuş gibi uçmak istiyorum” demiştim. Denizde yüzmeyi öğrendik ama denizde özgür olmadığımı öğrenmem geç olmadı. Denizde akıntı vardı, ne kadar kulaç atarsan at akıntının istediği yere gitmek zorundaydın. Denizanaları denizde, çarptığı zaman canın acırdı. Karaya ne kadar yakınsan o kadar iyiydi. Uzakta olduğun takdirde acılar içinde kıyıya çıkmaya çalışırsın o arada da kramp girerse sonsuza kadar değil ama cesedin bulunana kadar özgürdün denizin tuzlu sularında. Gökyüzünden bahsetmiyorum bile neresinden atlarsan atla yere çakılıyorsun.

 

Yeşil toprağın evladıdır. Çiçekleri yeşil olmasa da büyük bir kısmı yeşildir. Çimenler yeşildir,i stediğin kadar yürü üzerlerinde “karaya çıkma” gibi bir derdin yok, en fazla yaşlı bir amca “evladım çimenlere basma” der. Yürü,yorulana kadar yürü, otur dalları yemyeşil bir cevizin altına dinlen, tekrar yürü. Özgürlük budur.

 

Bu yazı birileri tarafından okunurken belki de ben bir yeşilliğin üzerinde manzara seyrediyor olacağım, gerçi bu yazıyı yazarken yerler biraz ıslak ama elbet bulunur kuru bir yeşillik.

 

Kalın sağlıcakla…



İltekin

Laf Salatası




Uzak durulması gereken 3 beyaz un,tuz,şeker değil yalan söyleyen,aç gözlü ve ırkçılık yapan beyaz olmalıdır bana göre...

  İnsan hayatı bir cafede radyodan rasgele çalan parçalar gibidir;

Çok sevdiğin bir parça çalar,bitimine yakın üzülürsün,tekrar çalmasını istersin ama her güzel şeyin bir sonu vardır.Yeni parçaya geçerken merak edersin ne çalacağını.Bazen bir öncekinden daha güzel bir parça çalar,bazen “ne olur bitsin bu işkence” dersin,bazen de araya reklam girer en son ne çaldığını bile hatırlamaz, program tekrar başlayınca şimdi ne çalacak diye merakla beklersin.

Hayat da böyledir.Sürprizlerle dolu,bir sonra çalacak parçayı önceden bilemezsin.

 Dünya’da herkes nefsine hakim olabilse bu Dünya yaşanabilecek bir yer olmaz,düşünsene herkes iyi, yürümez yani, kötülük olmasa iyiliğin kıymetini bilemezsin.

 

“Ozan,kam,baksı,şaman” dörtlüsünden “Ozan” çıkarılsın.Dalgın olduğum bir gün öğretmenin ““ozan,kam,baksı,şamanın” görevleri nedir?” olarak kurduğu cümleyi;”Ozan,”kam,baksı,Şaman”ın görevleri  nedir?” şeklinde anlayıp üstüne üstlük soruya cevap vermekten korkuyorum.Milli eğitime dilekçe yazsam ilgilenirler mi ki?

İltekin


Solaklık Eziyet



Dünya nüfusunun %15 küsürü solakmış. Ben de bu %15’in içindeyim. Kendimi şanslı sayıyorum. Diğer insanların çoğundan farklı elle ve farklı şekilde yazıyorum. Ama biz %85’ten farklı yazıyoruz diye bu kadar eziyet edilmez. Mouse’dan makasa kadar bir çok ürün sağlaklara göre tasarlanmış. Biz bu aletleri kullanmaya çalışınca elimize ters geliyor ve “el becerisi yok” sıfatı alıyoruz. Kupadan kahve içmeye kalksak kupanın üzerindeki deseni görmek için kullandığımız elimizi değiştirmemiz gerekiyor. Keza yemek yerken sofra adabına uyacağız diye acılar içinde yemek yemeye çalışıyoruz.

 

Demin saydıklarımın hepsine katlanabiliriz ama buna katlanması oldukça güç. Üstüne üstlük dalga geçer gibi istisnasız beni yazı yazarken gören 10 kişilik bir topluluktan en az 3 kişi yapar bunu: Ben yazı yazarken oturur yanıma kalemi alır sol eline “sen nasıl yazıyorsun lan öyle sol elle zor olmuyor mu?” der ve beni çileden çıkarır, kendisi de önünde bulunan kağıda sol elle yazı yazmaya çalışır.

 

Napolyon’u tebrik ederim; adam trafiğin sağdan akmasını sağlamış tek başına. Eskiden Avrupa’da milletin babasına güvenmediği dönemde soluna duvarı alarak yürürmüş ki düşman gelirse sol tarafı emniyette olur sağ eline de alır kılıcı vuruşurmuş düşmanlarıyla.  Napolyon amca solak olduğu için “bu ne lan böle böyle iş mi olur”  demiş ve akabinde “bundan sonra sağdan gidiyoruz arkadaşlar” demiş. O günden beri her türlü birimi (para birimi, açı ölçüleri) farklı olan İngiltere ve sömürgeleri hariç sağdan akar trafik.

 

Napolyon Osmanlı’ya karşı düzenlediği Mısır seferini de bu yüzden kazanamamıştır büyük ihtimalle. Osmanlı antlaşma yapılması için elçi gönderiyor Napolyon’a, elçi tam çadıra giriyor Napolyon’un sol elle yazı yazdığını görünce o da alıyor sol eline kalemi “Efendim nasıl yazıyorsunuz lan sol elinizle,zor olmuyor mu?” diyor ve kalemi kapıp yazmaya çalışıyor. Ortaya çıkan görüntüden tiksinen Napolyon “Başlarım Mısır'ına, dönüyorum ben alırım 2 kilo mısır sarayda yerim. Bu mevsimde de közde mısır süper olur” diyor, tası tarağı toplayıp ilk uçakla Fransa’ya dönüyor. Düşünün yani bu kadar sinir ediyor adamı bu cümleler.

 

Benim normal solaklardan daha büyük bir problemim var. Üstten yazıyorum, baya bildiğin üst taraftan yazıyorum (1. sınıfta bir sırada 3 kişi oturduğumuz için defteri eğerek yazmak işkence gibi gelirdi, ben de buna karşı yaratıcı bir çözüm buldum defter yerine elimi eğdim. Ev ahalisi ve öğretmenin ısrarlarına rağmen vazgeçmedim ve şimdi çok mutluyum ) ve beni görenler “solla nasıl yazıyorsun” dedikten sonra üstten yazdığımı da fark edip “lan öyle üstten nasıl yazıyorsun?” dedikten sonra hem solla hem sağ ile üstten yazmayı deniyorlar. O an ben nasıl acılar çekiyorum tahmin bile edemezsiniz.

 

Bir de öğretmenler köstek oluyor diğerleri yetmezmiş gibi... Yazı yazdırırken geliyor yanıma 1-2 dakika beni inceliyor sonra da “öğretmenin sana doğru yazmayı öğretmedi mi” diyor. Ben de sevdiğim hocalara “böyle daha kolay geliyor” diyorum. Diğer hocalara ise “bana göre de sizin yazdığınız yanlış, sizin öğretmen de yanlış öğretmiş” diyorum. Hoca bana bakıyor  ya sabır çekiyor ve gidiyor. Haklı adam ben olsam ben de  ya sabır çeker giderim. Edebiyat defterleri kontrol ediliyor, kontrol bitiyor hoca geliyor yanıma “oğlum senin defterinde yazı bulunan sayfalar neden gri renkli” diyor. ”Nasıl olmasın hocam alttan yazıyorum üstten siliyorum” Dememle acıyıp sözlü veriyor hoca. İlkokulda güzel yazı defterine harfler yazıyoruz; mürekkeple yazıldığı için benim mürekkep kurumadan öteki harfi yazarsam ilk yazdığım harfin mürekkebini elimle dağıtıyordum.  Öğretmen en sonunda "Oğlum sen Arapça gibi sağdan yaz” dedi. Ben de saf gibi yazdım. Şimdi olsa kimse yazdıramaz

 

Sonuç olarak buradan bütün sağlaklara sesleniyorum bize bu şekilde sorular sormayın, sinirimizi bozup günümüzü mahvetmeyin. Zaten Avrupa Birliği'ne de bu yüzden giremiyoruz; korkuyor adamlar ”solaklar bu kadar zulme katlanabilir mi?”,”biz buna hazır mıyız?” diye soruyorlar kendilerine ama yanıt bulamıyorlar.

 

Söyleyecek daha bir dünya şey var ama şimdilik bu kadar yeter

Kalın SAĞlıcakla…


İltekin

Aduket vs Hadoken

 


 Msn'de konuştuğum elemanın görüntü resmini değiştirmesiyle başladı herşey,görüntü resmine koyduğu fotoğraf
 "aduket çeken ryu" idi -şu street fighterdaki beyazlı adam- konuştuğum çocuğa "boş zamanlarını "aduket" çekerek değerlendiriyorsun galiba" dememle "aduket diyo ya,aduket deil olum hadoken" demesi beni derinden sarstı.Adam resmen milli değerlerime laf etti,asabımı bozdu..."aduket değil hadokenmiş" peh...
 Tamam bunu çekik gözlü kardeşlerimiz bu şekilde söylüyor olabilir ama,bu kelimenin Türkçeye girişi "aduket,adukent"tir. Nasıl PC bilgisayar olarak girmiş güzel Türkçeme, aduket de aynı değişimi geçirmiş.
Aç çince-Türkçe sözlüğü bah "H" harfine "hadoken"in karşısında şu yazar, adım gibi eminim
"hadoken(sıfat):aduket,adukent."Hor yu aduket" S.F. ABASIYANIK/Bir aduket çeksem karşıki dağlar yıkılır".

Sözün özü gençlik gitgide bozuluyor,dün "karamsar"a "pesimist" diyen gençlik,bugün "aduket"e "hadoken" diyor.
Hadi hayırlısı...


İltekin

« Önceki ::